Önce Halk Haber Sitesi
Trakya Politika
haber-resmi
 
haber-resimi
‘Çizgi Metin’ sendika başkanı
Kategori: SPOREklenme Tarihi: Ara 15th, 2010Ekleyen: Admin
haber-resimi
haber-resimi

Kurt, mücadelesini, yönetime karşı sakal direnişini, ‘Çizgi Mehmet hikayesini anlattı.

Mücadelesinin simgelerinden biri bıraktığı sakal oldu. 1976’da onayı alınmadan sözleşmeye imza atmasının istenmesini başlangıç alırsak, Metin Kurt’un spor emekçileri için verdiği mücadele 34 yıl sonra kurulan Devrimci Spor Emekçileri Sendikası ile vücut buldu. ‘Çizgi Metin’, Banu Güven’le Artı’ya konuk oldu.

Türkiye’de artık sporcuların ve spor emekçilerinin bir sendikası var.

1970’li yıllardan hatırlanacak Metin Kurt, o yılarda başlattığı mücadelesini arkadaşlarıyla birlikte sonuca vardırdı ve Devrimci Spor Emekçileri Sendikası kuruldu.

Başkan Mehmet Kurt, geçmişten bugüne süren mücadelesini, baskıcı yönetime karşı sakal direnişini, ‘Çizgi Mehmet hikayesini, Abdi İpekçi’nin mücadelelerine vurduğu darbeyi Banu Güven’le Artı’ya anlattı.

“Türkiye Devrimci Spor Emekçileri Sendikası’nın (Spor Emek-Sen) birinci hedefi, spor emekçilerine yönelik özel bir spor iş yasasının çıkartılmasıdır.

Özellikle amatör sporcular sigortasız ve sosyal güvencesiz durumdadır. Spor hukukçularından oluşan bir komisyon kurarak spor iş yasası taslağı hazırlayacağız.

Teknik direktör, antrenör, masör, malzemeci, hakem, gözlemci, saha komiseri gibi tüm spor emekçilerinin sosyal güvenlik sistemi içine alınması gerekli.

Lisanslı tüm sporcuları sendika çatısı altında toplamayı hedefliyoruz. Sporcular olarak toplu sözleşme ve grev hakkımızı alacağız”

Bugünkü basın toplantısında bu açıklamayı yapan Spor Emek-Sen Başkanı, Galatasaray’ın ve milli takımın eski futbolcusu Metin Kurt, Banu Güven’le Artı’da anlattı:

“Spor denince akla futbol, futbol denince de 100-200 futbolcu gelir. Spor ortamı da, bu futbolcuların görüntüleriyle anlatılmakta. Türkiye’de futbolcu ve sporcu dendiğinde bir eli yağda bir eli balda, lüks arabaları olan, yüzme havuzlu villalarda oturan, güzel mankenlerin peşlerinde koştuğu insanlar akla gelir. Oysa bu sporun tavanıdır bir de tabanı vardır ve bunlar ne alemdedir… Ayrıca, yukarıdakilerin durumu da sağlıklı değil.

Günümüzde sporun bir oyun olmadığını herkes biliyor, artık spor bir iş kolu. Spora damgasını vuran rekabet, sporu metalaştırmış, sporcuları da spor emekçisi durumuna getirmiştir. Bu sadece profesyonel sporcular için geçerli değil. Rekabet ideolojisinde tek kural ‘ne pahasına olursa ol kazan’dır. Başarı için gençler, enerjierini ve hayatlarını riske edecek şekilde kulanıyor; dopingler yapılıyor.

SÖZLEŞMELİ AMA GÜVENCESİZ

İşin ilginç yanı, böylesine devasa bir sektör oluşmasına karşın, Türkiye’deki iş kanunda ‘sporda uygulanmaz’ maddesinni olması… Onların profesyonel dediği sporculara biz sözleşmeli ama sosyal güvencesiz sporcular, amatörlere ise hem sözleşmesiz hem de sosyal güvencesiz sporcular diyoruz.

Bugün ortada sosyal güvencesiz sektör var ve bunların yarınları yöneticilerin iki dudağının arasında. Bu durumu içten kavrayan, 70’lerden itibaren mücadelesini veren spor emekçisi olarak, bu işi üstlenmek zorunda kaldım. Genç erkadaşlarımın, elit sporcuların da desteğiyle tabi ki.

Önemli olan, spor emekçileri kavramını oturtmak; çimi düzelten de spor emekçisi. Biz bunu Galatasaray’da yapmıştık ve primlerden belli pay kesip çalışanlara aktarıyorduk. Hatta Galatasaray’da işi greve kadar götürdük ama sonrası gelmedi.

GALATASARAY’DAKİ GREV HİKAYESİ

1976 yılında Türkiye Kupası yarı finalinde Ankaragücü’ne eledik ve yönetmeliğe göre prim 10’ar bin liraydı. Aradan bir ay geçti ama primler verilmedi. Ben hem takımda hem de milli takımda sporcuların sözcüsüydüm. Arkadaşlar primi bana sordular ve tam o esnada içeriye o zamankki yöneticilerden Turgay abi girdi. Ben ‘ne oldu primler’ dedim, o da ‘top mu oynadınız’ karşılığnı verdi. Ben de ‘yönetmelik ona bamıyor’ dedim. ‘Eledik finaldeyiz, prim’ dedim. ‘Siz fazla oldunuz, hep konuşuyorsunuz, bundan sonra ben ne dersem onu yapacaksınız’ şeklinde faşist bir terör estirdi.

Ben arkadaşlarımı topladım ve ‘bu arkadaşın yaptığı uygulamayı spor emekçisi olarak içime sindiremedim, tepki koymalıyız’ dedim ve ‘daha da azdıracak’ diye ekledim. Ceza yönetmeliğinde antrenmana geç gelmenin cezası 250 liraydı. ‘Yarın idmana geç geleceğim, katılmak isteyen var mı?’ diye sordum, ertesi sabah herkes yanımdaydı. Yasin, Gökmen, Büyük Mehmet ve o zamanın büyük futbolcuları. Fatih, o zaman özel işi için Adana’daydı ve orada olmasaysı sonra da konuştuk ki katılacaktı.

‘ANARŞİ’ SONRASI KADRO DIŞI

Burada önemli olan ondan sonraki süreçtir. Antrenmana yarım saat sonra gittik ve idman iptal edilmişti. Turgay abi soyunma odasına geldi. ‘Türk fıutboluna anarşi soktunuz, ele başı da sensin’ diyerek beni gösterdi. Ben de, ‘Turgay abi ben senin akıllı olduğunu biliyordum ama bu kadarı…Tabi ki benim, kim olacaktı’ dedim.

Beni, ‘yardakçısınız’ dediği Yasin ve Büyük Mehmet’le birlikte, Ekrem ve Aydın’ı da kadro dışı bıraktı. Arkadaşlara, ‘tek başımıza mı mücadele edeceğiz yoksa birlikte miyiz?’ dedim. Herkes yemin etti ve ‘birklikteyiz’ dediler.

Ertesi gün, basına yanlış aktarılmıştı olaylar, Yasin’le durumu açıklamak için basın toplantısı yaptık. Döndüğümüzde baktık ki, bütün futbolcular kampa gitmiş, baskıya dayanamışlar, biz 5 futbolcu kadro dışı kaldık.

ABDİ İPEKÇİ’DEN DARBE!

Mücadeleye devam ediyorduk ve tribünler de, alınan kötü sonuçların ardından ‘5’ler sahaya’ demeye başlamıştı. Giresunspor mağlubiyeti sonrası ‘Turgay istifa, 5’ler sahaya’ sesleri yükseldi. Tam mücadeleyi kazanacaktık ki, o dönemin ünlü bir sosyal demokrat gazetecisi Yasin ve Büyük Mehmet’i çağırarak, “Metin Kurt sola kaydı, spor ortamında işi bitti, onunla birlikte olmayın; özür dileyin, geri dönün” demiş. Onlar da özür diledi; o gazeteci Abdi İpekçi’ydi…

Sonuç olarak tek başıma kaldım ve Kayseri’ye gitim. Baktım orada değişik ortam yaratma durumu yok, futbolu bıraktım…. Türkiye’de spora siyaset bulaşmasın deniyor ve ‘ne sağcıyız ne solcu futbolcuyuz fuybolcu’ söylemi var ya, o söylem sağın spor siyasetidir. Söylenmek isten solun spora bulaşmamasıdır…

SAKAL VE DİRENİŞİN HİKAYESİ

Asker futbolcuların sözleşeme yapması mümkün olmadığı için Galatasaray’a kiralık olarak geldim ve sonra da 2 senelik sözleşme yaptım. 3 sene üst üste şampiyon olduk ve 5-6 arkadaşın transfer dönemi gelmişti.

Bize sormadan ‘sizlere 110’ar bin lira fiyat biçtik’ dediler. ‘Bize sormayacak mısnız?’ dedim, ‘neyi soracağız, istesek 28 bin liraya mukavelenizi uzatırız’ dediler. Ben bunun üzerine ‘110 bin lirayı kabuk etmiyorum, 28 bin liraya oynayacağım ve mücadele edeceğim’ dedim. Bu süre boyunca sakalımı kesmeyeceğim dedim ve yaptım. Mücadele devam etti, kamuyunda yankı buldu, Avrupa’da bazı basın organlarına yansıdı ama bu işi Türkiye’de biz başaramadık.

Daha sonra Avrupa’da aynı madde nedeniyle Bosman diye bir adam çıktı ve bu işi başardı. Tarih bizi de yazabilirdi…”

ntvmsnbc

PAYLAŞMAK İÇİN TIKLAYINIZ!
 
haber-resimi


ANKET

Üzgünüz, oylama şuanda kullanılamıyor.
haber-resmi
KÖŞE YAZARLARI
haber-resmi
haber-resimi



haber-resimi
134 Sorgu 1,181 Saniyede Oluşturuldu
#
.